Faiz savaşında iki aylık ateşkes bitti mi?

Ekonomi yönetiminde eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifası ve Merkez Bankası (MB) Başkanı Murat Uysal’ın görevden alınmasıyla yaşanan 7-8 Kasım depreminin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun art arda yaptığı açıklamalar, ‘yeni dönem’ vaatlerine yönelik tereddütleri yeniden gündeme taşıdı.

Merkez Bankası’nın bağımsızlığı yanında, faiz-döviz-para politikalarına yönelik siyasi müdahalelerin yeni dönemde geri planda olacağı beklentisiyle, oluşan iyimserlik atmosferi yerini yeniden siyasi baskı ve müdahale endişesine bıraktı.

MB Başkanlığına atanan eski Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın Kasım ayında ilk hamle olarak politika faizini 4,75 puan artırması, ardından Aralık ayında 2 puan daha faiz artışına gidilerek iki ayda politika faizinin yüzde 10,25’ten 17’ye yükseltilmesi döviz kurlarında gerilemeyi ve gevşemeyi sağladı. 

Ancak iki 6,75 puanlık faiz artışı sonrasında bankalara MB’den sağlanan fonlama maliyeti yükselince bankalar da mevduat ve kredi faizlerinde artışa gitti. Ticari kredi, konut, otomobil, tüketici kredisi faizleri yüzde 23-25 bandına kadar yükseldi. Bu süreçle birlikte BDDK ve MB verileriyle krediler adeta bıçak gibi kesildi kredi hacmi artışı hemen hemen sıfırlandı.

Ağbal göreve geldikten sonra iki ay üst üste yapılan faiz artışları üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘gerekirse acı ilaç içeceğiz, acı reçete uygulayacağız’ diyerek ‘2023’e kadar sabır’ istemişti.

Ekonomi yönetimindeki değişiklik sonrasında TOBB’un 18 Kasım’daki Türkiye Ekonomi Şurası’na yeni Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ile katılan Erdoğan ve kabinesinin, ‘ekonomide yeni dönem’ söylemi TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu ve oda başkanları tarafından alkışlarla desteklendi.

Şimdi ise faiz savaşları ve faize müdahale işaretleri yeniden dillendirilmeye başlandı. Erdoğan 15 Ocak’ta Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) yönetim kurulunu kabulünde yaptığı konuşmada faiz konusunu gündeme getirerek yine tepkisini ifade etti. 

Erdoğan; “Şu anda dünyaya bakalım. Amerika'da faiz oranı ne? Japonya'ya bakalım faiz oranı ne. Eksi. Gelelim Avrupa'ya, 1-2. İsrail, eksi. Bütün bunlar apaçık ortadayken biz yüksek faizlerle övünüyoruz . Yüzde 20, yüzde 25, yüzde 30'lara kadar gitti bir ara. Bununla övünüyoruz. Ve birçok şirketimizi adeta batırmakla övünüyoruz. Arkadaşlar beni dinlerler, dinlemezler, ben bunlara karşıyım. Bunlarla mücadelemi de sonuna kadar devam ettireceğim. Kim ne derse desin. Çünkü ben buna inanmıyorum. İnandığım tek şey var, yüksek faizle bir yere varamayız” diye konuştu.

Cumhurbaşkanının ardından TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu da 16 Ocak’ta bankalara çağrıda bulunarak faizin düşürülmesini, sorunlu kredileri ertelemesini, düşük faizle yeni kredi vermesini istedi. Hisarcıklıoğlu; “Son dönemde bankaların uyguladığı yüksek kredi faizleri, üretimin ve yatırımın önündeki en önemli engellerden biri haline gelmiştir. Kredi faizlerinin geldiği seviye, dünya genelindeki düşük faiz ortamına uymamaktadır ve girişimcilerimizin küresel rekabette ayakta kalmalarına engel oluşturmaktadır. Anadolu’nun dört bir tarafında, verimli ve düzgün çalışan pek çok işletme bulunmaktadır. Üretime, ihracata ve istihdama katkı sağlayan bu firmalarımız, ülkemizin milli servetidir ve korunmaları gerekmektedir” dedi. 

TOBB Başkanı açıklamasında; “Bankalar, kredi faizlerini, maliyetlerindeki artışın çok üzerinde yükselterek, büyümeye destek değil köstek oluyorlar. Bankalar, faizleri kolayca artırma alışkanlıklarına son vermeli ve sadece kendi gelirleri odaklı düşünmeyi bırakıp, ellerini taşın altına koymalılar” ifadelerine yer verdi.

Kasım ayında ekonomi yönetimi değişikliğinin ardından düzenlenen Ekonomi Şurası’nda MB’nin faiz artışlarına, iktidarın ekonomide yeni dönem söylemlerine tam destek verdiklerini ilan eden TOBB’un iki ay sonra yüksek faizden yakınması dikkat çekici olduğu kadar tüm batık kredilerin ve ekonominin yükünün bankaların üzerine yıkılmasını istemesi, Türkiye’nin bir bankacılık krizine girmesini hızlandırabilir. Kaldı ki, bankaları maliyet artışlarını faizlere yansıtmakla itham eden TOBB’un kamu bankalarının negatif faizle kredi dağıttığı dönemde düşük kredili bu faizlere rağmen konut, otomobil, beyaz eşya, gıda vb. fiyatlarının neden düşürülmediğini, üyelerinin niçin art arda her şeye zam yaptığını da kamuoyuna izah etmesi gerek.

Bankaları ‘daha az kâr etmeye’ çağıran TOBB Başkanının aynı zamanda çatısı altındaki 1,3 milyon sanayici, tüccar, iş insanı, işyeri ve işletme sahibini de ‘daha az kâr etmeye, döviz, enerji, ulaşım vb. maliyet artışlarını fiyatlarına yansıtmamaya, zam yapmamaya çağırması’ gerek.   

Daha da önemlisi neredeyse ayda bir kur artışları ve enflasyon artışı gerekçesiyle doğalgaza, elektriğe, köprü-otoyol geçiş ücretlerine zam yapan iktidarı da bu zamları yapmamaya çağırması gerek. Nitekim Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) başkanı Bendevi Palandöken, dövizdeki kur artışı gerekçesiyle Kasım ve Aralık aylarında yapılan zamlara karşılık kurların bir aydır gerilediğini dile getirerek bu zamların geri çekilmesini istedi.

TOBB başta olmak üzere iş dünyası, oda ve borsa başkanları, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye İşveren Sendikaları (TİSK), Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) gibi kuruluşlar bugüne kadar iktidarın ekonomideki uygulamalarına hep destek verip alkışladılar. Kasım ayındaki ekonomi yönetimi değişikliğine kadar kamu bankalarının düşük faizle dağıttığı krediler, Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaletiyle verilen krediler yanında BDDK’nın Aktif Rasyosu kriterini devreye sokarak bankaları kredi vermeye zorlaması, yaptırım uygulaması yönündeki politikalarından da TOBB ve diğer kuruluşlar memnundu, övgüyle söz ediliyordu. O dönemde eski Hazine ve Maliye Bakanını, MB yönetimini destekleyen TOBB, TİM vb. kuruluşlar, ekonomi yönetimi değişince bu kez yeni ekonomi yönetimi ve politikalarını alkışlamaya başladılar.

MB’nin politika faizini artırmasına, Cumhurbaşkanının acı ilaç ve reçete açıklamalarına, ekonomide yeni dönem söylemlerine destek verdiler.

MB politika faizinin artırılması sonrasında bankaların da mevduat ve kredi faizlerini artıracağı, buna mecbur kalacağı bilinen ve beklenen bir gelişmeydi. Ekonominin bu noktaya gelmesinde iktidarın her yaptığına ve söylediğine baş sallayan, yanlışları söylemekten kaçan iş dünyası ve örgütlerinin de sorumluluğu göz ardı edilemez. 

Şu anda bankaların yakın takibe aldığı krediler 360-400 milyar düzeyinde. Gerçek batıkların bunun çok üzerinde olduğu biliniyor. Son olarak 30 AVM’nin bankalara olan 15 milyar dolar kredi borcunu ödeyemedikleri için bankaların mülkiyetine geçebileceği Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcılar Derneği (AYD) başkanı Hüseyin Altaş tarafından açıklandı.

İktidarın MB ve bankalar üzerindeki siyasi baskısıyla faizlerin düşük tutulması ve kurların yükselişini engellemek için MB ve kamu bankalarının 128 milyar dolarlık döviz rezervinin sıfırlanmasına suskun kalan TOBB ve diğer iş dünyası örgütleri şimdi yüksek faizle daha da artan batık kredi risklerinin tamamını bankaların üstlenmesini istiyor. Bu yetmediği gibi kredisini batıran, geri ödeyemeyen şirketlere düşük faizle yeni kredi açılmasını, batık kredilerin takibinin yapılmamasını, borçlu şirket ve işletmelerin üzerine gidilmemesini talep ediyor.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verilerine göre ötelenen, yapılandırılan kredi borçlarına, sorunlu krediler de eklendiğinde riskli alacakların tutarı 90 milyar doları (yaklaşık 700 milyar TL) buluyor.

CHP’den yapılan açıklamalarda TOBB başkanının bankalara yaptığı çağrının gerçek adresinin iktidar ve ‘Ekonominin tek sorumlusu benim’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu vurgulanarak şöyle denildi:

“İktidara yanlışlarını söylemeye, gidilen yolun ülkeyi uçuruma sürükleyeceği konusunda uyarmaya cesaret edemediler ve suskun kaldılar. Gelinen noktada bu ağır bedelleri ortaya çıkartan ekonomik politikaların sorumlusunun iktidar olduğunu, faturanın ülkeyi ve ekonomiyi yönetenlere kesilmesi gerektiğini söylemekten korkarak, Cumhurbaşkanının hoşlanacağı şekilde yüksek faizden yakınıyorlar, bankaları suçlamayı daha kolay buluyorlar. İki ay öncesine kadar uygulanan politikaları, düşük faizi, rezervlerin sıfırlanması pahasına kurların bastırılmasını, Cumhurbaşkanının ‘ekonomi şahlandı, yukarı doğru pik yaptı’ sözlerini alkışlayan da aynı kuruluşlardı. Şimdi MB’nin faiz artırma ve parasal sıkılaştırma politikasını, Cumhurbaşkanının ‘acı ilacı içeceğiz, gerekirse acı reçeteyi uygulayacağız, 2023’e kadar sabredeceğiz’ sözlerini alkışlayanlar da aynı kişi ve kuruluşlar”

TOBB’un yıllardır organize ettiği Türkiye Ekonomi Şurası’na ‘iktidarın talimatıyla muhalefet partilerini çağırmadığı, farklı görüşlerin çözümlerin ortaya konulmasına izin vermediği belirtilen değerlendirmede; “Oysa ekonomi şuralarını iktidar haricindeki tüm kesimleri dışlayarak düzenleyeceklerine, gerçeklerin konuşulduğu bir yapıyla gerçekleştirselerdi, şimdi bu çağrıları yapmalarına gerek kalmayabilirdi” görüşü savunuldu.

Ekonomi kulislerinde TOBB Başkanının bankalara ‘faiz indirin’ çağrısının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatı ve onayı ile yapıldığı iddiaları dile getirilirken, Erdoğan ve Hisarcıklıoğlu’nun bir gün arayla yaptıkları bu açıklamaların 21 Ocak’taki MB Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının hemen öncesine rastlamasına dikkat çekiliyor. Dolayısıyla, MB’nin faiz konusunda iktidar ve TOBB tarafından baskı altına alındığı, PPK toplantısından yeni bir faiz artışı kararı çıkması ihtimalinin güç göründüğü kaydediliyor. 

Büyük olasılıkla MB-PPK toplantısından faizin yüzde 17’de tutulması ya da sembolik bir artışla geçiştirilmesi şaşırtıcı olmayacak. Bu da MB Bağımsızlığı tartışmalarının yeniden alevlenmesi yanında Ağbal’ın manevra alanının da daraltılarak, faiz savaşlarında ateşkesin sonlandırıldığı anlamına gelecek.     

 

@Ahval Türkçe
 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.