28 Nisan İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma Günü

Ekonomik sistemin, ister kapitalist olsun ister sosyalist, çalışan üzerindeki sömürü ve baskısı çalışmanın tarihiyle eşzamanlı. Ne zamanki bir insan ekmek parasını çıkartabilmek için başka bir insanın veya soyut bir otoritenin boyunduruğu altına girmeyi gönüllü veya gönülsüz kabullenir, orada sömürü ve baskı illâki vardır.

Ekonominin baskın ve belirleyici olmaya başladığı 18. yüzyıl sonundan itibaren çalışanlar köle muamelesi karşısında hak arar. Zira güç sahipleri ekonomiyi kullanarak hasımlar ve doğa üzerinde hâkimiyet kurmak istemektedir. Bu hedefle insanı harcamaya hazırdırlar. Bugünün gelişmiş ülkelerinin istisnasız hepsinin kanlı bir çalışma hayatı tarihi vardır. Çalışanın mal gibi kullanıldığı, kullanılıp atıldığı, itilip kakıldığı bir hikâyedir bu. “Kayıp nesiller” diye geçerler ya da millî masallar uyarınca ülkelerinin “şanlı tarihine altın harflerle yazılmış kahraman nesiller”.

Kavga, sömürü ve baskıyı asgarîye indirme kavgasıdır. İnsanüstü çalışma saatleri, çalışma koşulları karşısında haklar hiç kolay elde edilmemiştir. Hak taleplerinin tarihi de çalışmanın tarihi kadar kanlıdır.

1 Mayıs’ın kaynağında Şikago’da sekiz saat çalışma talebi için yapılan grevin kanlı biçimde sonlandırılması vardır. Dünya düzlemindeki işçi taleplerinin hiçbiri şiddetsiz karşılık görmemiştir.

Gelişmiş ülkelerdeki nisbî iyileşmelerin yanında geriden gelip eski ceberut uygulamalarla kalkınma peşinde olan işçi, doğa ve kent düşmanı memleketler günümüzün kanlı çalışma şampiyonları.

Dünya Sendikalar Birliği ve Uluslararası Çalışma Örgütü ILO verilerine göre dünyada her yıl 270 milyon civarındaki iş kazasının ezici çoğunluğu bu ülkelerde cereyan ediyor. 160 milyon çalışan çalışma nedenli hastalıklara yakalanıyor ve aralarında iki milyonu ölüyor.

Daha çarpıcı bir hesapla, çalışma koşulları nedeniyle her 15 saniyede 150 işçi kaza geçiriyor ve 1 işçi ölüyor. Bu, günde 5760 işçi ölümü demek. Bugünkü savaşlarda bu kadar insan ölmüyor. Ama savaşlar da sadece bildik metodlarla cereyan etmiyor. İstanbul’daki katil hafriyat kamyonlarıyla tankların ne farkı var?

ILO’nun bürokratik kurullarından önce Dünya Sendikalar Birliği 1996’da 28 Nisan’ı “İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma Günü” olarak kabul etti. ILO 2001’de “Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü” olarak kayda geçirdi. Ertesi yıl da Birleşmiş Milletler Örgütü 28 Nisan’ı tescil etti. Bugün 28 Nisan pek çok ülkede resmî veya gayriresmî anma günü.

Türkiye’de değil elbet. Geçen hafta HDP 28 Nisan’ı İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü olarak ilân edilmesi için TBMM’ye teklifte bulundu. Bırakın gündemi zabıta bile geçmemiştir.

Kalkınma yarışındaki AKP Türkiyesinin işçi güvenliği karnesi nereden baktığınıza bağlı, korkunç ya da “muhteşem”. İşçi ölümlerinde Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsü! Adaletsiz kalkınmanın mimarları çalışma hukukunu yerle bir etmekle kalmadılar, cumhuriyet tarihinde görülmemiş boyutta bir işçi kıyımına da yol açtılar. İşçiler sade işten atılmıyor, işyerinde can veriyorlar.  

Oysa AB uyumu bağlamında 6331 sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası” çıkarıldığında “işçiler artık ölmeyecek” denmişti. Sermaye bu yasanın uygulanmasını sürekli erteletti ve işçilerin güvenliği pek çok konuda olduğu gibi kader ile fıtrata kaldı.   

Adalet Arayan İşçi Aileleri 2012’den beri İş Cinayetleri Almanağı çıkartıyor. 2018 almanağında çalışırken ölen, çalışırken ölmek istemedikleri için direnen ve işlerinden atılan işçilerin, prestijli firmaların sessizce öldürdüğü meslek hastası işçilerin, tarım ve maden işçilerinin hikâyelerine ve Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin sürdürdüğü mücadeleye yer veriliyor. Kitapçılarda bulabilirsiniz.

Kaza oranının en yüksek, sendikalaşmanın da en düşük olduğu sektör elbet ve daima inşaat. Sendikacı Aziz Çelik’e göre özel sektörde 1.000 sendikalı inşaat işçisi bile yok.  

Artık tarihe not düşmekten başka bir kıymeti kalmamış olan AB İlerleme Raporları yıllardır, sendika üyeliğinden ötürü işten atılmaya karşı güvencelerin kaldırılmış olması, toplu iş sözleşmesi yapılmasını engelleyen yüksek ve kümeli barajlar, grev dâhil eylem yapma hakkındaki kısıtlamalar, kamu görevlileri için açık grev yasağı, 6-17 yaş arası çocukların hâlâ çalıştırılması gibi temel sorunlara dikkat çeker.

Örneğin 2018’de okulda olması gereken 66 işçi çocuk hayatını kaybetti. TÜİK 2018 yılında Türkiye nüfusunun yüzde 28’ini oluşturan çocukların işgücüne katılım oranının yüzde 21,1’e yükseldiğini duyurdu. “Çocuk İşçiliği ile Mücadele” ilân edilen yılda! İSİG’in “Türkiye'de Çocuk İşçiliği ve Çocuk İş Cinayetleri Raporu” ibretliktir bu konuda. Bilvesile ağırlıklı olarak kayıtdışı sektörde çalışan kadın işçileri de unutmayalım, ölümleri de kayıtdışı kalır!

Bütün bu sorunların ele alındığı ve müzakereye açılması tamamen rejim tarafından engellenmiş olan Sosyal Politika faslı ile ilgili AB gözlemi de şudur: “kayıtdışılık ve mevzuatın yetersiz uygulanması nedeniyle, iş gücünün yaklaşık %40’ı iş hukukunun sağladığı korumalardan faydalanmamaktadır.” Kalkınırken hukuk da ne ola ki usta?  

Nitekim çetele tutulmaya başlandığı 2012’de en az 878, 2013’te en az 1235, 2014’te en az 1886, 2015’te en 1703, 2016’da en az 1924, 2017’de en az 1947, 2018’de en az 1872 işçi çalışırken hayatını kaybetti. 2019 yılının ilk üç ayında en az 392 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

Geçen yıl ve bu yıl nisbî bir azalma var. Hani memleket para olmadığı için ölümcül çılgın projelerden ve nükleerden şimdilik kurtuluyor ya işçiler de çöken inşaat sektörü sayesinde hayatta kalacaklar. Ne paradoks ama.

Cinayetlerin, çektirilen zulmün ve hukuksuzluğun çetelesini tutan sivil girişimleri şuralardan takip edebilirsiniz.


www.guvenlicalisma.org/

www.iscinayetleriniunutma.org

iscinayetleri@gmail.com

facebook.com/VicdanVeAdaletNobeti

twitter.com/iscinayetleri

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.