Bakan Elvan'ın 2020’de 'kamuda tasarruf hikâyesi' ve gerçekler

Geçtiğimiz Cuma 2020’nin tamamına ait bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Verilerin ardından yeni Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, 2020 yılında bütçe açığının hedeflenen 239,2 milyar liranın altında kalarak 172,7 milyar lira olarak gerçekleştiğini; böylece hedefle gerçekleşme arasında oluşan 66,5 milyar lira kadar tasarruf sağlandığı açıklamasını yaptı. 

Bakan Elvan Twitter hesabından yaptığı paylaşımda 2021 yılı bütçesini iyileştirecek kalıcı tedbirler aldıklarını; bu çerçevede, 2021 yılı bütçe açığının GSMH’ye oranını %3,5 olarak hedeflediklerini söyledi. AKP hükümeti olarak “uygulamayı öngördükleri makroekonomik politikalar” sayesinde dengeli bir talep ve sürdürülebilir bir büyüme yakalayacaklarını ekledi. 

Bu önemli vaatlerin gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini anlamak için öncelikle 2020 bütçe detaylarına biraz daha yakından bakmak gerek.  2020 gibi sadece COVID-19 nedeniyle bile çok zor geçen, dünyanın hemen her ülkesinde bütçe hedeflerinin delinerek açıkların büyüdüğü ortamda, Türkiye gerçekten hedefin altında kalarak 66,5 milyar TL tasarruf etmeyi başardı mı?

Biraz geriye saralım.  Hatırlanacağı üzere, Hazine ve Maliye Bakanı olarak Lütfi Elvan’ın göreve gelişi, Kasım ayı başlarında Cumhurbaşkanı’nın merkez bankası başkanını bir gece ansızın görevden alması sonrasında eski bakan Berat Albayrak’ın 48 saat sonra Instagram hesabından görevden affını istemesi sonrasında gerçekleşmişti. Lütfi Elvan, Berat Albayrak’ın mirası olan Yeni Ekonomi Programı’nı (YEP) da böylece devralmış oluyordu.

YEP 2020 ise, Eylül sonunda Albayrak tarafından açıkladığında, aynen bir sene önceki YEP gibi, işi bilenler tarafından gerçeklerden kopuk, ekonomiye çıpa olmaktan uzak, Albayrak’ın kafasındaki ekonomide sürekli iyiye giden Türkiye hayaline uygun sanal rakamlarla dolu bir üç yıllık program olarak değerlendirilmişti. YEP’in büyüme, enflasyon, TL’nin değeri, cari açık gibi iyimser örneklerle dolu hedefleri bir yana, bütçe açığı tarafında 2020 için yapılan revizyon da oldukça tartışılmıştı.  

Örneğin, Eylül 2020’de açıklanan YEP’te üç ay sonra tamamlanacak 2020 için enflasyon beklentisi %10,5 idi. Gerçekleşme ise %14,6 oldu.  YEP’te 2020 büyüme beklentisi %0,3 iken büyüme gerçekte %2’ye yakın olacak gibi görünüyor ki bu bile başlı başına verilen kredilerin, faizdeki indirimin kontrolsüzce yapıldığının bir başka ispatı. 2020 gidişatı büyük ölçüde belli olmuşken Eylül ayında açıklanan YEP’te cari açığın GSMH’ye oranının %3,5 olarak beklenmesi; gerçekleşmenin ise %5,7 civarında olması da aynı resmin bir başka bir açıdan görüntüsü.

O zaman, daha eskiye dönmek önemli.  126,2 milyar TL bütçe açığı gerçekleşen 2019 sonunda, Meclis’te kabul edilen bütçe kanununa göre 2020’de bütçe açığının resmi beklentisi 138,9 milyar TL idi.  Son yıllarda büyüyen bütçe açığı GSMH oranı zaten ana eğilim. 2020 ikinci çeyrekte COVID-19 gelip de dengeleri alt üst ettikten sonra Eylül ayında YEP’te revize edilen ancak resmiyet kazanmayan bütçe açığı beklentisi ise 239,2 milyar TL’ye sıçramıştı.  Bu yukarı çekilerek güncellenen rakam da ancak YEP’in enflasyon, büyüme, cari açık beklentileri kadar gerçekçiydi. Belli ki, açığın hızla artacağı konusunda fikir birliği var; ancak ne kadar artacağı kestirilemediği için de, yüksekçe bir rakam beklenti olarak YEP’e iliştirilmiş.

2019 sonu bütçe açığı gerçekleşmesi olan 126,2 milyar TL’nin üzerine 2020 performansını değerlendirmek için şu durumda elimizde üç rakam var.  Resmi hedef olan TL 138,9 milyar TL, YEP beklentisi TL 239,2 milyon TL ve 2020 gerçekleşmesi 172,7 milyar TL. 

Eğer resmi hedef gerçekleşseydi, bütçe açığında 2020’de yaşanan artış  %10 olacaktı.  Sadece enflasyonun %15 olarak açıklandığı bir yılda bu rakam elbette gerçekçi değil; sıkı maliye politikası izlenmesi anlamına gelirdi ki, ne COVIV-19 öncesi ne de doğal olarak COVID-19 sonrası sıkı maliye politikası izlenmediğini biliyoruz. Hatta 2017’den bu yana giderek gevşeyen bir mali disiplinle yoluna devam eden Türkiye ekonomisi, kısmen de bu nedenle son derece kırılgan bir ekonomik zeminde bulunuyor.

Yine 2019 bütçe açığı gerçekleşmesi üzerine YEP’teki hedef TL239,2 milyar TL’yi koyarsak da, bütçe açığındaki bir yıllık artış oranının %90’a çıkmasının Albayrak ve ekibi tarafından normal karşılandığı, buna rağmen Türkiye ekonomisinde her şeyin “güllük gülistanlık” gittiği bir 2021-2023 vizyonu karşımızda duruyor.  Merkezi bütçe açığındaki %90’lık artışın da genel kamu açığını GSMH’nin %6,1’ine çekeceği yine YEP’in beklentileri içinde. Sıkı maliye politikası resminden tamamen çıkarak aşırı gevşek bir maliye politikası anlamına gelen bu artış, COVID-19 yılında çok şaşırtıcı gelmeyebilir.  

Ancak, AKP yönetiminin COVID-19’la mücadelede bütçeden halka aktardığı rakamın GSMH’nin %1,5 civarında olduğu; doğrudan destek yerine ucuzlatılan kredilerle ekonomiyi canlandırmaya çalıştığı; böylece de zaten pandeminden darbe alan kesimlerin bir de borçlandırıldığını hatırlatmak gerek. Demek ki, yılın tamamlanmasına üç ay kala açıklanan revize bütçe hedefinde, seçilen yöntemin ekonomiyi yeniden akışkan hale getirerek gelirleri artırıcı etki yaratması aslında beklenmemiş. 

Gerçek 2020 bütçe açığı olan 172,7 milyar TL ise, 2019 sonuna kıyasla %37 artış anlamına geliyor.  Enflasyon seviyesi olan %15’in iki katından fazla. Sağlık şokuyla sarsılan bir dünyada olması gerektiği gibi gevşek bir maliye politikası izlenmiş AKP tarafından geçtiğimiz yıl.  Ancak dünyada faiz neredeyse sıfırken zorunlu faiz artışı yapmak zorunda kalan Türkiye’de yaratılan büyük mali açığın hedefine ulaşmadığı da böylece ortaya çıkıyor.  

Türkiye’nin maliye ve para politikalarına olan güven yok olmuşken, güveni tesis etmek amacıyla göreve gelen yeni bakan Lütfi Elvan’ın 2020 bütçe gerçekleşmelerinin ardından 66,5 milyar TL tasarruf yaptık diyerek bir “başarı hikâyesi” yaratması 2021’le ilgili vaatlerini işte böyle havada bırakıyor. Hele ki tasarruf bile “yapılabilen” söz konusu “başarılı 2020 yılında” 9 milyonun üzerinde işsiz sayısı elde veri iken. 


@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.