ABD-Rusya ikilisini aşan yeni silahlanma dönemi

ABD yönetimi Rusya’nın ihlallerini gerekçe göstererek bundan birkaç ay önce çıkma niyetini açıktan ilan ettiği 1987 tarihli Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması’nda (INF) yükümlülüklerini 2 Şubat itibariyle askıya aldı.

ABD’nin ihlallerine işaret eden Rusya’nın buna cevabı ise aynı oldu.

INF antlaşması 500-5500 km menzilli kara konuşlu balistik ve seyir füzelerinin ve fırlatma rampalarının üretimini, test edilmesini ve konuşlandırılmasını yasaklıyordu.

Antlaşma çerçevesinde 1990’ların başında iki taraftan toplamda 2700 civarında füze ve bunların fırlatma rampaları imha edildi.

Ancak 2001 yılından beri karşılıklı denetim mekanizmalarının durdurulduğunu ve bu tarihten sonra daha ziyade uydudan elde edilen ve istihbari veriler ışığında tarafların birbirlerini kontrol ettiklerini belirtmek gerek.

ABD’nin kararı sonrası eğer altı ay içerisinde taraflar müzakere masasına oturup birbirlerini ikna edici bir şekilde masadan kalkmazlarsa antlaşma otomatikman geçersiz kılınacak.

Küresel planda nükleer silahların kontrolü mekanizmasında hayati öneme sahip INF’nin sonlandırılması pek tabii bazı yeni sorunları da beraberinde getirecek.

Washington uzun bir süredir Rusya’nın İskender-M sistemlerinde kullanılmak üzere 500 km menzili aşan 9M279 tipi kara konuşlu seyir füzesi denemeleri yaptığını, hatta bu füzeleri konuşlandırdığını ve antlaşmayı ihlal ettiğini ileri sürüyor.

Burada, 23 Ocak’ta Rus Dışişleri ve Savunma Bakanlığı temsilcilerinin Moskova’daki yabancı ülke askeri ataşelerine İskender-M füze kompleksleri ve 9M729 füzeleri hakkında verdiği brifingin olumlu bir netice vermekten ziyade sunulan görsellerle soru işaretlerini daha da artırdığını söylemek lazım.

Yine ABD, Rusya’nın INF antlaşmasını ihlal edecek şekilde orta menzilli Rubezh sınıfı (SS-27) kıtalararası balistik füze denemeleri yaptığını ve konuşlandırdığını da iddia ediyor.

Rusya ise uzun yıllardır ABD tarafından Hera tipi balistik füzelerin kullanımını ihlal olarak değerlendiriyordu. Yine Moskova, 500 km’den fazla uçuş menzili kapasitesine sahip Amerikan Predator ve Reaper silahlı dronle’larının INF’ye aykırı olduğu kanaatinde.

Rusya’nın en fazla itiraz ettiği diğer bir konu ise 2016’da Romanya’ya yerleştirilen Aegis Ashore füze savunma sistemlerinde MK-41 tipi dikey fırlatma rampalarının bulunmasıydı.

Rusya, kara konuşlu bu rampaların INF’yi ihlal edebilecek şekilde 2500 km menzilli Amerikan Tomahawk füzelerinin fırlatılmasında da kullanılabileceğini iddia ediyor.

Ayrıca benzer planların Polonya için de konuşuluyor olması Moskova’yı daha da rahatsız ediyor. ABD tarafı Avrupa’daki füze kalkanının İran tehdidine karşı kurulduğunu ifade etse de Rusya, bu söyleme en başından beri ikna olmuş değil.

Sadece söz konusu balistik ve seyir füzelerinin değil, uzun menzilli seyir füzelerinin fırlatma rampalarının konuşlandırılmasının da INF’yle yasaklandığını vurgulamakta yarar var.

Ayrıca, 1987 tarihli INF antlaşmasında deniz konuşlu füzelere dair bir sınırlama getirilmediği gibi Tomahawk’ların ve nükleer silah taşıyan drone’ların da yer almadığını belirtmek gerek.

Silahlanma konusunda ilk sırada gelen Rus uzmanlardan Rusya Bilimler Akademisi Uluslararası Güvenlik Merkezi Müdürü Prof. Alexei Arbatov, tarafların karşılıklı itirazlarını giderme yolları olduğundan bahsediyor.

Arbatov’a göre INF antlaşmasında öngörülen kontrol mekanizmaları kullanılabileceği gibi silahlı drone benzeri yaygınlaşan yeni füze teknolojilerine dair antlaşmada belli sınırlamalar da getirilebilir.

Romanya ve Polonya’da kurulan füze savunma sisteminin parçalarına dair ise Arbatov şeffaflığı sağlayıcı karşılıklı güven artırıcı önlemler alınabileceğini belirtiyor. Ancak iki tarafın da henüz bu tarz bir yönteme başvurmak için siyasi irade göstermediklerinin altını çiziyor.

Benzer şekilde, Brookings Institute kıdemli uzmanlarından Steven Pifer de iki ülke arasında karşılıklı güven sorununa rağmen hala antlaşmayı kurtarma şansının bulunduğunu savunuyor. Pifer, tarafların şeffaflık hususunda birbirlerine belli bazı jestler yapmaları gerektiği düşüncesinde.

Rusya’nın ihlallerini gerekçe gösterse de aslında ABD’nin Asya-Pasifik’te bu tarz füzeleri konuşlandırmak istediği için INF’den çekilme kararı almış olma ihtimali de hiç düşük değil.

Center for Strategic and International Studies’ten (CSIS) Ian Williams de birçokları gibi bu görüşte. Wiliams, INF’den çekilmesinin ABD’ye, gelişen füze teknolojisi dolayısıyla Çin’den yükselen askeri tehdide karşı daha fazla esneklik sağlayacağını ileri sürüyor.

Pek muhtemel ki ABD, son yıllarda bu tarz füzelerin üretiminde kendini geliştiren Çin’i bölgede dengeleyebilmek için Japonya, Güney Kore, Tayvan, Filipinler gibi müttefiki ülkelerde orta menzilli füze konuşlandırmayı gündemine almış olabilir.

Ancak bu ülkelerin, bölgede belli ölçüde rekabet halinde oldukları güçlere karşı kendilerini ne derece hedefe koymak isteyecekleri şüpheli. Bu açıdan, hızlıca ABD’nin nükleer füzelerine ev sahipliği yapmak istemeleri biraz zor gözüküyor.

Diğer yandan, ABD’nin INF’den çekilmesinin Moskova’da da birçoklarınca belli ölçüde memnuniyetle karşılandığını belirtmek gerek. Zira Rusya haddizatında sadece ABD’nin adımlarından veya Avrupa’daki füze kalkanı projesinden rahatsız değildi.

Çin, Hindistan, Pakistan, Fransa, İngiltere, Kuzey Kore ve İsrail gibi bazı ülkelerin bu tarz füzelere sahip olmasına rağmen INF’ye tabi olmamalarından ve özellikle Pekin’in artan balistik füze kapasitesinden de Rusya uzun süredir endişe duyuyor.

Başka alanlarda gelişen Moskova-Pekin ilişkileri bir yana, stratejik istikrar dengesinin sınır komşusu Çin lehine doğru kaymaya başlaması her halükârda Rusya’nın arzu ettiği bir durum değil.

INF’nin sonlandırılmasıyla birlikte pek muhtemel ki öncelikle nükleer silahların kontrolüne dair diğer birçok antlaşma da riske girecek.

Rusya’nın saygın ABD uzmanlarından Prof. Sergei Rogov’a göre 1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması, 1996 tarihli Kapsamlı Nükleer Denemelerin Yasaklanması Antlaşması, 2011’de yürürlüğe giren ama 2021 yılında süresinin uzatılması öngörülen Yeni START (Stratejik Nükleer Silahların Azaltılması) Antlaşması bunlar arasında ilk öne çıkanlar.

Bu durumda daha ziyade ABD ile Rusya arasındaki nükleer silahlanma rekabeti diğer ülkeleri de içine alarak hız kazanabilir.

Prof. Arbatov, ilk etapta özellikle Çin, Hindistan, Pakistan, İsrail, Kuzey Kore gibi ülkelerin bölgesel plandaki aktörlerle yeni rekabetlere girişebileceği kanısında.

Ancak Arbatov bu listeye, henüz nükleer silaha sahip olmayan ama bu konuda belli ölçüde talepleri ve çabası olan İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Güney Kore, Japonya vs. ülkelerin de eklenebileceği görüşünde.
INF’den çekilmeyle birlikte Rusya sınırlarına yakın yerlere konuşlandırmak üzere ABD’nin Pershing-II ve kara konuşlu seyir füzeleri ile yeni orta menzilli nükleer füze sistemleri programlarının güncellenmesi gibi adımlar söz konusu olabilir.

Bu durum, şüphesiz ki yaptırımlara rağmen ekonomisini düzlüğe çıkarmaya çalışan Rusya için yeni önlemler ve pek tabii zamanla ek askeri harcamalar anlamına gelebilir.

Nitekim ABD’nin kararı sonrası 2 Şubat’ta Rus lider Putin’in dışişleri ve savunma bakanlarıyla yaptığı toplantıda bu önlemlerden de bahsedildi.

Savunma Bakanı Şoygu’ya Putin, yeni ar-ge ve dizayn çalışmalarının yürütülmesi ve kara konuşlu Kalibr tipi seyir füzeleri ve Tsirkon tipi hipersonik füzelerin üretimi çalışmalarının yoğunlaştırılması talimatını verdi.

Halihazırda 2500 km menzilli Kalibr füzeleri ancak gemilerden ve denizaltılardan fırlatılıyor. Dolayısıyla Kalibr füzelerinin karadan fırlatılması için yeni rampaların inşası gündeme gelecek.

Bazı uzmanlar bu durumun Rus askeri sanayii için zorluk oluşturmayacağından ve fazla harcama da gerektirmeyeceğinden bahsediyor. Rusya’nın devlet silahlanma programı dahilinde bu tarz teknoloji geliştirmeye yönelik bütçenin ayrılmış olması bunun nedenlerinden.

Öte yandan, INF ile ABD’nin SSCB’ye tehdit oluşturan Avrupa’da konuşlu füzelerini imha ederken, SSCB’nin, menzili dolayısıyla ABD’nin kendisine değil Avrupa’daki müttefiklerine tehdit oluşturan füzeleri imha ettiğini hatırlamakta yarar var.

Yeni silahlanma yarışının başlamasıyla ise ABD’nin bu tarz füzeleri artık Batı Avrupa’dan ziyade Rusya sınırlarına yakın yeni NATO üyesi ülkelere ve Rusya’ya karşı daha sert çizgiye sahip Polonya, Romanya ve Baltık ülkelerine yerleştirmesi daha olası.

Bu durum, Rus topraklarına yönelik tehdidin coğrafi açıdan genişleyeceğine işaret ediyor.

Yine muhtemel ki ABD’nin Doğu Avrupa’ya bu füzeleri yerleştirmek istemesi Rusya’yla belli yakınlıkta ilişkilere sahip Almanya, Fransa, İtalya gibi Batı Avrupalı müttefiklerini rahatsız edecek. Bu ise NATO içerisinde ayrışmaları daha da derinleştirebilir.

Günümüzde özellikle NATO üyelerinin askeri harcamaya ayırdıkları bütçe tartışmalarında INF’den çekilme kararı alan ABD’nin artık daha rahat ve sert bir tutum takınması mümkün.

INF sonlandırılarak nükleer silahsızlanma sürecinin ABD-Rusya ikilisini aşıp Çin, İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan vs. nükleer güçleri de içine alacak şekilde çoklu bir mekanizmaya veya antlaşmaya dönüştürülmesinin ise pek olası olmadığının altını çizmek gerekiyor.

En basitinden Çin, kendi nükleer kapasitesinin dünyadaki nükleer silahların yüzde 90’ından fazlasına ev sahipliği yapan ABD ve Rusya’nınkilerle karşılaştırılamayacağı düşüncesinden hareketle, bu tarz çok taraflı bir antlaşmayı -şu an için- kabul edilebilir bulmuyor.

Aslında bütün bu tablo, Soğuk Savaş’taki güç dengeleri gözetilerek oluşturulan uluslararası kurumların ve imzalanan stratejik hüviyetteki antlaşmaların 1991 sonrası geçiş dönemini takiben ortaya çıkan yeni dünya düzenine uyum sancıları olarak da okunabilir.

INF’nin sonlandırılması ABD-Rusya ikilisini aşan şekilde büyük güçler arasında yeniden bir silahlanma yarışını başlatabilme potansiyeli taşıyor.

Muhtemel ki orta vadede bu gidişat, sadece mevzubahis antlaşmaların hükümsüz sayılmalarıyla sınırlı kalmayacak.

Soğuk Savaş döneminin eserleri olan uluslararası kurumlar da nevzuhur dünya düzeninin köşe taşları mahiyetinde pragmatizme dayalı yeni ve esnek yapılara yerini bırakabilir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar