Türkiye mültecilerle ilgili bir hikâye satıyor, AB de bu hikâyeyi satın alıyor

Bundan birkaç yıl önceydi. Henüz Avrupa Birliği ile Türkiye arasında mülteci anlaşması yapılmadan önce Türkiye’de mülteci konularıyla ilgilenen bazı akademisyen ve aktivistler, yapılacak anlaşmayı tartışmak için Berlin’e davet edilmişlerdi.

Ben de onlardan biriydim. Alman ve bazı AB siyasetçilerinin de katıldığı bu kapalı toplantıda Türkiye’deki mültecilerin ve kampların durumunu konuşmuştuk. Türkiye’nin mülteciler için  güvenli 3. ülke olup olamayacağı, AFAD kamplarının şeffaf olmaması, sivil denetimden uzak olması konuştuğumuz konulardan biriydi.

Bir diğer konu da o dönem Türkiye’de sayıları 20 binlere çıkan Ezidi mültecilerin durumuydu. Toplantıda daha çok Türkiye mülteciler için güvenilir bir partner olabilir mi sorusuna cevap aranıyordu. Türkiye’den gelen katılımcıların verdiği bilgiler olamayacağını açıklıkla gösteriyordu.

Türkiye’de mültecilerin durumuna ilişkin tüm olumsuzluklara rağmen, o gün Alman ve AB yetkililerinin bu anlaşma konusunda kararlı olduklarını gözlemlemiştim.

Toplantıda hissettiğim en net duygu, herkesin her şeyi bildiğiydi. AB Türkiye’de mültecilerin ne kadar kötü koşullarda olduğunu biliyordu ama kendi uğraşmamak için tüm yaşananlara gözünü kapamayı tercih ediyordu. Türkiye mültecilerle ilgili bir hikâye satıyor, AB de bu hikâyeyi satın almak istiyordu.

Bu toplantının üzerinden birkaç yıl geçti. Türkiye’de mültecilerin durumuna ilişkin pek bir gelişme yaşanmadı. 3 milyondan fazla Suriyeli mültecinin bugün hala sadece 235 bini kamplarda kalabiliyor.

Gerisi Türkiye’nin illerine dağılmış durumda, kendi başlarının çaresine bakıyorlar. Tabi oldukları “geçici koruma” statüsü onları pek de korumuyor. Her türlü ayrımcılık ve şiddete uğruyorlar. Atölyelerde en kötü koşullarda çalıştırılıyorlar. Bazı tekstil atölyelerinde Suriyeli kadınlar için özel tecavüz odaları olduğu söylenenler arasında.

Kamplarda kalanların da durumu iyi değil. Kamplarla ilgili fuhuş iddiaları almış başını yürümüş. Bu kamplara devlete yakın sivil toplum örgütleri dışında kimse sokulmuyor. Henüz geçen hafta Urfa Ceylanpınar’daki Telhamut Çadır Kentinde bulunan Suriyeli kadınların fuhuşa zorlandıkları iddiaları gündeme geldi.

Kadınların günlük süt, gıda gibi ihtiyaçları almak için kamp görevlileri tarafından fuhuşa zorlandıkları iddiaları dolaşıyor.  Çocuklar için sütten, günlük gıdadan bahsediyorum, Konuyu araştırmak üzere 16 Ağustos’ta Diyarbakır Barosu Mülteci Hakları Komisyonu ve Kadın Merkezi, Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele Platformu, Şanlıurfa İnsan Hakları Derneği, Şanlıurfa Sağlık Emekçileri Sendikası, Kadın Yaşam ve Dayanışma Derneği ile bazı kadın aktivistler bir heyet oluşturarak kampa gittiler.

Ancak jandarma tarafından kampa girişlerine izin verilmedi. Heyet bir basın açıklaması ile konuyu duyurdu. Tepkiler ve sosyal medyada kampta fuhuş yapıldığına ilişkin dolaşan videolar üzerine Ceylanpınar Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma açsa da, soruşturmaya gizlilik kararı getirildi.

Sadece Suriyeliler değil, Türkiye’deki hiçbir mülteci grubunun durumu iyi değil. En kötü durumda olanlardan biri de Ezidiler. Kayyumun atanması ile büyük bir çaba ile kurduğumuz Diyarbakır Fidanlık Ezidi Kampı kapatıldı. Kampta kalan Ezidiler göçe zorlandılar. Birçoğu Irak’a döndü, çok azı Avrupa’ya gidebildi. Bir kısmı hayatını Ege’nin sularında kaybetti.

Gidecek hiçbir yeri olmayan 1000-1300 civarında Ezidi ise zorla Midyat’taki kampa konuldular. O günden beri Ezidi ailelerden haber almak zorlaştı. Geçen hafta Midyat kampının bayram sonrası kapatılacağını ve kampta kalan Ezidilerin Antep ve Kilis kamplarına yollanacağını öğrendik.

Ulaştığımız Ezidi aileler bu kamplara gitmek istemediklerini, çünkü özellikle ÖSO’nun ve İŞİD’in merkezi gibi gördükleri bu şehirler ve kamplara gitmekten korktuklarını söylüyorlar. Perişan haldeler.

Gidebilecek hiçbir yerleri yok. Birçoğu Avrupa’ya mülteci başvurusu yapmış olsa bile, bu süreç halen işliyor. Başvurularının sonuçlanması için aylara, yıllara ihtiyaçları var. Peki, bu arada ne yapacaklar, nereye gidecek bu Ezidiler?

Ezidiler Türkiye’ye savruldukları günden beri her türlü ayrımcılığa uğradılar. Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan ve birçok devlet yetkilisinin nefret dilinin odağında sık sık oldular. Onlara ne geçici statü altında sağlık hizmetlerinden faydalanma ne de başka bir destek hiçbir zaman verilmedi.

Bölgedeki Kürt belediyelerin kurduğu kamplar kapatıldı, zaten açık olduğu zaman da devlet bu kampları hiçbir şekilde desteklemedi.

O zamanlar sormuştum AB yetkililerine: Sizin mülteciler için yolladığınız parayla ayrımcılık yapılıyor mülteciler arasında, neden göz yumuyorsunuz diye. Sadece AB ülkeleri değil, uluslararası kuruluşlar da Ezidilerin tüm bu yaşadıklarına göz yumdular. Belediyelerin kurduğu kamplar daha çok sivil toplum, halk desteği ile devam edebildi.

Midyat kampına girmek için sivil toplum, aktivistler ve siyasetçiler yıllardır başvuru yapıyorlar. Ancak ne hikmetse devletimiz bu kampa kimseyi sokmuyor. Ezidiler bu kampta tamamen izole edilmiş durumdalar. HDP Milletvekilleri Feleknas Uca, Pero Dündar ve Tuma Çelik'in Midyat Mülteci Kampı'nı ziyaretleri geçen hafta gerekçesiz bir şekilde engellendi.

Milletvekillerinin bile giremediği bir kamptan bahsediyoruz. Düşünüyorum da bu kamplara para aktaran AB kurumları bunları hiç mi sorgulamıyor.

Neden bu kamplar denetime açık değil sorusu hiç mi akıllarına gelmiyor? Bir devlet mülteci kamplarına sivil toplumun, siyasetçilerin, aktivistlerin girmesine neden izin vermez sorusunun cevabını bulmak zor olmasa gerek.

Gerçek şu: AB kurumları da, hükümetleri de her şeyi biliyor. Türkiye mültecilerle ilgili bir hikâye satıyor, AB de bu hikâyeyi satın alıyor.